13 Kasım 2009 Cuma

105. Blog Tabyası Çağlar Bilir Günnükleri 6. Bölüm

Aslında şıkırtı dediğim şey bir tef sesi
Perdenin arkasında bir karaltı var ama kalkıp da karaltının kime ait olduğunu bulmaya niyetim yok. Gerçi epey cesur adamım ben ama …
- Hayi hak
- Aboooov. Zagor !
Perdenin arkasından gelen kadınla erkek karışımı ses beni zıplatıyor ama henüz aklımı yitirmedim. Bu Zagorun savaş çığlığı. Yoksa ahyaaaaaak diye bağırıp duran başka hangi embesil kahraman var ortalıkta. Aslında Zagor diyince bizim de onla aramızda epey benzerlik var. O da kahraman ben de. O da yakışıklı ben de. O da hiçbir macerasında sevişmedi ben de.
- Ne ahyakı len ? Hayi hak !
Anaaaaaam. Ses çok kızdı.
Sandalyede sesimi çıkarmadan siniyorum. Uslu çocuk olursam….
Perde de bir anda beliren görüntü aklımı başımdan almaya yetiyor. Çocukluğumun Hacivatı tip değiştirmiş, gözler daha bir kanlı bakışlı olmuş perdeye endam ediyor. Sanki canlı gibi
Gayri ihtiyari kulağımın arkasına sıkıştırdığım tülbenti yeniden yüzümün önüne örtüyorum beni kadın zannederse belki de yırtarım
- Bacıvat bey oğlum. Siz beni başkasıyla karıştırdınız herhal ! Ben gelinlik bir kızım. Gerdeğe filan girmem lazım. Bana müsaaaaade
- Otur len yerine ibiş !
Dizlerimin bağı çözülüyor,oturuyorum. Ulan yeminle şu an herifin bir gelse de seni karım olarak aldım dese vallahi de giderim billahi de. Ne olacak bunca sene sakla sakla !
Melul melul perdeye bakarken büyük bir şıkırtıyla sahneye Karagözümsü bir şey giriyor. Gözümsü diyorum çünkü ilk dikkat çeken yeri gözü değil şeyi. Eeeee , şeyi işte
- Bakma lan kalçama !
- Yok abi,rica ederim !
Kadınların Karagöt diye bahsettikleri bu olsa gerek. Pek de asabi. Daha fazla sinirlendirmemek için başımı öne eğiyorum ama ulan kase de bakılmayacak gibi değil
- Gözünü alamıyorsun değil mi ?
- Valla ne desem !
- 40 yıllık Karagöze neden abuk subuk bir isim taktılar bilir misin ?
Omuz silkiyorum
- Çünkü beni oynatan hayatı boyunca kalçasından utandı büyük diye
Kalçasından utanan bir karagöz oynatıcısı mı ?
Ben neyi düşüneceğimi şaşırmışken Bacıvat giriyor lafa
- Ya bana neden Bacıvat der bilir misin ?
- Bacısından mı utandı ? Ehi ehi
- Höööööössst. Senelerce kendisine bacım diye yaklaşanlardan hiç hayır görmedi de ondan !
Anaaaaaa
Karagöt
Bacıvat
Kalçasından utanan
Kendisine bacım denilen
Bütün ipuçları gözümün önünde olmasına rağmen benim gibi zeki bir adam neden bunu daha önce düşünemedi ki !
Aklıma gelen şeyin heyecanıyla ayağa fırlayıp bağırıyorum
- Siz kardeşsiniz !
O iki boyutlu görüntülerin perdede yüzlerini dönüp şaşkınlıkla bana baktıklarına yemin edebilirim

**********
- Ahah. Şaka gibi ! Oynatan bayağı kadınmış işte ayol !
Melek hanımın gürültülü kahkahası Tevifk beyle İsmet beyi yerinden sıçratmıştı. Tevfik bey kaldığı yeri bulmaya çalışırken İsmet bey Melek hanıma döndü
- Bacım denildiği için mi ? Bir erkeğe takılan lakap olamaz mı ?
- Yok ayol. Başka hangi cins kalçasından takıntılı ….
Aniden sustu Melek hanım. Lafın sonunu getirmemesi İsmet beyin gözünden kaçmamıştı
- Neden durdunuz Melek hanım ?
- Hiiiiiç
- Takıntılı olur ki diyecektiniz zannedersem
- Evet,öyle diyecektim
- Neden demediniz ?
Bu muhteşem kadın odaya girdiğinden beri ilk defa suskunlaşmıştı. İsmet bey dakikalardır dikkatini çeken şeyi ortaya atıverdi
- Odaya girdiğinizden beri “R” harfini hiç kullanmadınız Melek hanım. Farkında mısınız ?
- Tesadüf ! Kullanmam mı lazımdı ? Mülakattan eksi puan mı aldım sayın başbakan?
Son kelimeler oldukça sert çıkmıştı. İsmet bey şimdilik olayın üstüne gitmeyerek başını Tevfik beye çevirdi
- Nerde kalmıştık ?

************
- Tamam. Kardeş değilsiniz. Olabilir şaşırdım
Sakinleşerek otururken Karagötle Bacıvat perdenin iki kenarına doğru çekiliyorlar. Karagötün sesi duyuluyor usuldan
- Şimdi bir hikaye anlatacağız sana aklı evvel adam. Bıy bıy bıy
- Aman da çok şirinsiniz. Bir bir anlatacağım diyemiyor da, bıy bıy…
- KES ULAN !
Tak diye kesiyorum sesimi. Kızdırmaya gelmiyor. Valla kalçası dağları deviren cinsinden. Şimdi bana bi vursa….
- Bir küçük kız çocuğu varmış yıllar önce
Bacıvatın sözleriyle perdenin ortasında bir ev, evin önünde de duran bir kzı çocuğu çıkıyor ortaya. Gerçi kız çocuğu dedikleri şeyin boyu da neredeyse Karagötle Bacıvatın boyuna eşit
- Oha ! Ne küçüğü üstadım ! Küçük kız dediğiniz hatunun boyu maşallah sizin kadar !
- Evet. Biraz genç irisi denilebilirmiş. Ama olsun. Çok yiyip ailesini ekonomik sıkıntılara sürüklemesi dışında bir derdi yokmuş boyuyla.
- Ahahah !
Perdedeki Karagötle Bacıvat birden asabileşiyor
- Gülme olan zındık. Acıklı bir hikaye anlatıyoruz
- Pardon abi
- Neyse efendim. Bu kızcayıza Allah her şeyi vermiş. Boysa boy,possa pos,kalçaysa kalça,bıyıksa bıyık
- Hööö ?
- İstenmeyen tüyleri isteme meselesi
- Haaaa !
- Ama kızcayızın kimsenin bilmediği bir sıkıntısı varmış
- Neymiş ?
Ulan ben de hikayeye kendimi kaptırdım,saftirik saftirik soruyorum
Lan bu ibişler beni öldürecek bu işi sonunda
- Fıkra !
Öyle bir düşünceye dalmışım ki söylenen şeyi algılayamıyorum
- Efendim ?
- Fıkra fıkra. Bildiğimiz fıkra.
- Nası ya ?
- Kim ne zaman bir fıkra anlatacak olsa bu kızcayız “ya sonunda espriyi anlamazsam diye” korkudan kitlenip kalırmış
Hata bendeki oturdum efendi efendi dinliyorum
Bu ne len şimdi
Bu arada Karagötün kalça da hakikaten fena değilmiş yani. Macera boyunca sevişemedim. Artık fark etmez konumuna geldim
- Şişşşşş. Dinliyomusun ? Nereye bakıyorsun öyle mayış mayış ?
- Evet,pardon abi. nerede kalmıştık ?
- Kızcayızın hayatı korku içinde geçmeye başlamış. Birisi fıkra anlatacak diye ağzını sürekli sırıtık durumda tutmaya çalışırmış. Hatta öyle bir hale gelmiş ki artık insanlar ne anlatsa ya fıkraysa diye gülmeye başlamış. Hocası ders anlatırken gülmüş,babası kızarken gülmüş. Ve maalesef gün gelip erkeklerin ilgisini çekmeye başladığında asıl felaketler başlamış
- Niye ?
- Kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanır ayağına kızcayızın peşine kim takılırsa fıkra anlatıp güldürmeye çalışmış. Onlar bir şey söylediğinde kızcayız gülmeye çalışmış. Sevgilileri aşk cümleleri kurup öpmeye çalışırken o gülmeye çalıştığından, adamcağızlar neredeyse kocaman ağzın içine düşüyormuş
- Çüş artık
- Onlar da aynen öyle demiş. “Çüş artık” demişler. Ama kızcağız bir türlü çüşmemiş,çüşememiş. Derdini de anlatabileceği kimse yokmuş ki gidip “yahu ben bir türlü çüşemiyorum” desin
- Vah yazııııık
Neredeyse gözlerimden yaş damlayacak ama...
- Bir gün babası kızının bu halini anlayıvermiş. “Ulan” demiş,”yazık günah. Özene bezene bir kız yaptık ama kız bir türlü espriyi yakalıyamıyor. Ben en iyisi bunu anlayabilip çok güleceği bir yere götüreyim”
- Nejat Uygur tiyatrosu ?
- Değil !
- Levent Kırca ? Hani skecin sonunda espriyi açıklıyor manasında
Karagöt hiddetleniyor
- Değil ulan ! Bir saattir ne seyrediyorsun ?
- Ne bileyim,anlamadım ki ne olduğunu ?
O el kadar Karagöt sen suratını kocaman yap eprdeye yapıştır. Iyyyy. Yakından hakikaten korkunçmuş bunlar ya !
- Karagöz Hacivat oyununa. Yani Gölge oyununa
- Ya,tam da onu diyecektim,ağzımdan aldınız Karavat bey. Bacıgöte de selam söyleyin,ben artık kaçayım
Kaçayım kaçayım da ayaklarda derman yok ki. Ayağa kalkayım diyorum,duramayıp yere düşüyorum. Perdedeki zımbırtı benim yere düşmemle hiç ilgilenmiyor. Hikayesine devam ediyor
- Ancak baba aslında iyilik yapayım derken kızcayız daha da kötü oluyor
- Lan bu kızcayız da bir türlü iyi olamıyor ! Gene ne olmuş ?
- Başlarda merakla perdeye bakıp karagöz ve Hacivata anlamasa da gülen küçük kız bir anda hayatında gördüğü göreceği en acaip şeyle karşılaşıyor
- Bunlardan daha acaip ? Takdir ettim. Neymiş ?
- Arap !
- O ne be ?
- Arap,Arap. Hacı fitil veya hacı fış fış da denir. Bildiğin Arap işte. Zenci yani
- Afro Amerikan !
Yerden yaptığım düzeltmeye Karagöt de ayak uyduruyor
- Evet,bi yerde afro Amerikan. Ve küçük kız zaten espri anlayıp da güleyim diye gerilmişken bu sahneye çıkan siyahi tiple tümden kasılıyor
- Ulan bu da ne olsa kasılıyor. Ne kasıntıymış anlamadım ki !
- Ve küçük kız hayatının her damlasında bunun korkusuyla yaşamaya başlıyor. Fıkra anlatıldığında kitleniyor, arap gördüğünde kasılıyor
- Arabın birisi fıkra anlatırsa ?
- Ouvvv. Onu hiç sorma
- Sormadım
- Sürekli kitlenip kasılması alay konusu oluyor. Durup durup genç kıza fıkra anlatmaya kalkışıyorlar. Kızcayız bunalımlar içinde büyüyor. O yüzden biraz tuhaf gelişiyor
- Nasıl tuhaf ?
- Enine enine
- Boyuna ?
- Boylu zaten. Artık o boyuna enine büyüyor. Yani boyuna derken habire anlamında kullandım
Ulan hazır konu dağılmışken şuradan ufak ufak tüysem
Yerde yanpiri yanpiri dönüyorum ama bacaklarım vücuduma ait değil artık.
Bacaklarımı çeviremediğim için sırf gövdeyi çevirince popom havaya dikiliyor. Gölge perdesine yan bakar durumda kalça havada secde etmiş gibi kalakalıyorum
Tüh...
En son bu pozisyonda Çinde kalmıştım. Başıma gelmeyen kalmayacaktı da Natif salağı araya girip vaziyeti kurtarmıştı.
Allahtan burası benim memleketim. Burda kimse bu toprağın evladına el sürmez
- Derken günlerden bir gün kızcağız çevresindekilerin özellikle de erkeklerin kendisiyle alay etmelerinden bıkıp intikam almaya karar veriyor. Ne yapacağını düşünürken uykularında Karagöz Hacıvatı görmeye başlıyor. Her gece... Her gece... Her gece...
Ansızın Karagöt perdeden yokoluyor. Yan gözle bakıyorum,perdenin arkasında oyunu oynatan her ne veya kimse ayaklanmış perdenin önüne doğru geçiyor
Laaan !
Tam yerden domları almak üzere pozisyonundayken birinin gelmesi hiç hayırlı değil
Kaçayım diyorum ama duyduğum sesle olduğum yerde çakılıyorum
- Ve anladım ki ben intikam alacaksam bana Karagöz ve Hacıvat ekibi yardımcı olacak
Aaaaaa !

***********

- Haha ! Bakın çokçana “A” yazmış. Okuma yazma işinde epey önde valla
Melek hanım şuh bir kahkaha atıp arkasına yaslandı ve odadaki diğer iki erkeğe baktı.
İsmet bey ne kadar sakinse Tevfik bey okuduklarından hareketle o kadar gerilmişti
- Sayın başbakanım. Belge diye aldım geldim ama deli saçması bir şey çıktı
Genç adamın yüzünden hakikaten mahcubiyet akıyordu
İsmet bey anlayışlı bir tavırla gülümsedi. Gözlerini Melek hanımdan ayırmadan konuştu
- Korkma Tevfik. Daha önce yaptığım araştırmalardan da biliyorum ki bu grubun başına ve bu gariban neferin poposuna gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Orada okuduğun her şey büyük ihtimalle gerçektir. Di mi Melek hanım ?
- Ne bileyim ayol ? Anlattığınız 105. Blog Tabyasını tanımam etmem.
İsmet beyin manalı sorusu Melek hanımın taviz vermez gülümsemesi altında erimişti.
Bir kez daha ısrar etmedi İsmet bey.
Sakince Tevfik beye döndü
- Evet üstadım. Devam ediniz lütfen
- Peki paşam. Nerde kalmıştık ! hah...

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Ada gelir..yeni bölümü görünce çok sevinir ve heyecanla okur...Bazı replikler ona blog camiasından birilerini hatırlatır ama tam çıkaramaz :) yine meraklı bir yerinde hikaye yarım kalır...Ada da öyle kalır! Akşam yolda gelirken son zamanlarda pek doğru dürüst kitap okumadığını düşünmüştür ama şimdi Alper'i okuyunca aklına gelir ki; bundan ala okunacak şey mi olur! Ah bir de hemencecik bitmese...
( aslında yazarı çok iyi anlar, hergün yeni bölüm yetiştirmek hiç de kolay değildir..)
He bir de merak eder Çağlar'ın karizması ne zaman toparlanacak diye :) bu böyle uzar gider ama yerimiz dar :)

selamlar / Ada..

Adsız dedi ki...

r'leri söylmemekten işi şişmiştir.. yazık.. ne alakası .. v...
ımmm ..
ne alakası olacak canımmm =P

atalet..

Şarküteri dedi ki...

Yazılar o kadar hızlı güncellenmiş ki millet yorum yapmaya fırsat bulamamış, ben de hazır geriden geliyorken bir yorum şeydeyim dedim.

Bizim arap 'tan korkan hanım şimdi onların en bol olduğu yerde olmasın? Bi de orada çok şaka yapar, fıkra anlatır onlar. Yandı kızcayız.

Hakan-Korsan dedi ki...

Alper yani ben bağlantı kurmaya başladım sanırım. Bu yere düşme olayından sonra karagötün perde önüne gelmesi. Ama bu noktada aklıma bir şey takıldı yahu karagöt nasıl oluyorda bu işi becerebiliyor. Yani adı ile hiç uyumlu değil karatarak filan olmalıydı bunun adı :)) Hoş daha bir şey olduğu da yok ama görcez bakalım ben bölüm yediye gider...